"Hakikat" vardır. Hakikatı bilmek olanaklı da olabilir. Hakikat kavramına umursamazca yaklaşamayız; herkesin kendine göre küçük harfli hakikatları vardır diyerek postmodern bir kolaycılığa sapamayız. Hakikat fikrini bir kenara atıp tüm yaşamımızı ilkesiz bir avukatlık bürosuna dönüştüremeyiz.
Ne var ki, hakikatın olanaklı olduğunu söylemekle, hakikatin bilgisine ulaştığını söylemek aynı şey değildir. İlki insanı "sahicilik erdemi"ne yaklaştırırken, ikincisi onu evrensel bir zalime dönüştürebilir. İlkinde hep sürecek bir arayışın içtenliği, ikincisinde ise burnu büyük bir züppenin kibri vardır. Öyleyse, hakikatın varlığı konusunda Aydınlanmacı olmakla, hakikatı kavradığını ileri süren bir totaliter olmak arasındaki o eşsiz dengeyi sezmemiz gerekir.
Dünya barışı biraz da bu sezginin ne ölçüde geliştirilebileceği ile ilgili bir sorundur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder