14 Şubat 2014 Cuma

Boşluk 'hiçlik' değildir!

Yazıda anlamlı en küçük öge "sözcük"tür. Sözcüğü anlamlandıran, onu başka bir sözcükten ayıran o aradaki kısa boşluktur. Bir sözcük en az bir kere başka bir sözcükle arasına boşluk alarak yazılmamışsa, orada anlamlı bir sözcük yoktur. Tıpkı insanın derisi gibi, boşluk da sözcüğe bireylik kazandırır, onu sınırlar, diğer bireylerden ayırır. Oysa boşluğun hiç de mutlak anlamda boş olmadığını biliyoruz: Derim, beni ben olmayandan ayıran sözde sınırdır. Eğer yeterince büyüterek bakabilseydik, derimizin kendimizle kendimiz olmadığını sandığımız dışarısı arasında nasıl da dur durak bilmez bir alış-veriş içinde olduğunu görebilirdik. Sözcükler için de geçerli midir bu? İki sözcük arasındaki o kısa boşluk gerçekte bir sözcüğün anlamıyla diğer sözcüğün anlamı arasındaki akışkan bir geçişin farkedilemez uzamı olabilir mi?

Bir sözcüğün anlamı diğer sözcüğün anlamından belki de mutlak "farklı" değildir. Boşluk, sürekliliğin kesintiye uğradığını sandığımız mikro doluluklar olabilir. Farkı mutlaklaştırmak için hiç de iyi nedenlerimiz yok. Arzunun birleştirici gücü dilimizin ayrıştırıcı şiddetini her gün biraz daha yenmekte... Bir, birliği bozmadan çoğalmakta...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder